Hikikomori Çağı: Geliştikçe Eksiliyoruz

Japonya Times’da yayınlanan ve Japonya Kabine Ofisi’nin açıkladığı verilere göre Japonya’da yaşayan yaklaşık 1,5 milyon insan, “sosyal münzevi” olarak yaşamlarına devam ediyor. Bu seviyeye ulaşabilmenin sebepleri arasında şüphesiz ki sadece teknolojinin getirdiği faktörler yok ama işin o boyutunu da unutmamak kıymetli.

Japonya seyahatimde dikkatimi çeken konulardan iki tanesi şöyleydi. Öncelikle insanlar sürekli telefonları ile meşguller.  Metroda, kafede, sokakta sürekli olarak herkesin boynu bükük durumda. Bir diğeri ise toplumda yalnızlaşma öylesine yüksek boyutlara erişmeye başlamış ki, insanlar hayvan sevgisi gibi ihtiyaçlarını hayvan kafelerde gideriyorlar. Japonya’da birçok ihtiyacınızı tek bir insanla konuşmadan çözebilirsiniz. Otelde sizi robotlar karşılayabilir, restoranda makine sipariş verebilir, sokakta makineleri size hizmet ederken bulabilirsiniz. İnsanla karşılaşmadan bir gün geçirmek mümkün. Hatta bu ülkede yaklaşık 4,5 milyon civarında otomat (vending machine) olduğu için insanlar kravatlardan tutun taze yumurtasına kadar her şeylerini bu otomatlardan da sağlayabiliyor. İlk başta çok ilgi çekici gibi geliyor fakat sonrasında ciddi şekilde iletişim izolasyonuna girdiğinizi de anlıyorsunuz. Tek başınıza yaşamak burada bir tercih değil, doğal ve olası bir durum. Her şey bireyin yalnız yaşayabilmesi üzerine optimize edilmiş gibi.

Japonya’nın Tokyo, Osaka ve Kyoto gibi şehirlerini gezdim. Şüphesiz ki 12 gün kalıp bütün kültürün hakkında ahkam kesmek doğru değil fakat fark ettiğim şey temelde insanların yalnız olmadığı fakat birlikte de olmadığı veya olamadığı. Kalabalıklar içinde sessizlik çok yüksek, iletişim içinde mesafe çok fazla, bağlantı içinde kopuş bir o kadar artışta.

Yukarıda da bahsettiğim gibi Japonya’da sosyal münzevi olarak yaşan insanların sayısı yaklaşık 1,5 milyon seviyelerinde. Nüfusun 122 milyon olduğu bir ülkede bahsedilen rakam şimdilik ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 1’ine denk geliyor. Sosyal münzevi olarak tabir edilen kişiler Japon kültüründe “Hikikomori” olarak isimlendirilmekte. “İçeri çekilme, hapsedilmiş olma” olarak tanımlanan Hikikomori, bireyin kendisini her şeyden soyutlayarak temel ihtiyaçlar dışındaki tüm zamanını bir odanın içerisinde (Genellikle 6 aydan fazla) geçirmesi olarak ifade ediliyor. Rekabetçi dünyanın tam ortasında, geri çekilen veya kendisine hapsolan, sosyal ve zamansal dünyadan izole olmuş kişilerden bahsediyoruz. Bu etki ağırlıklı olarak gençler üzerinde görülüyormuş gibi hissedilse de, farklı çalışmalarda yaşlıları da etkileyebileceği ifade ediliyor.

Hemen hemen birçok şeyin internet merkezli hale gelmesi de Hikikomori yayılmasını hızlandırıyor.  Nappon’da yer alan habere göre Tsukuba Üniversitesi’nde profesör olan Saito Tamaki Japonya’da bulunan hikikomori sayısının açıklanandan daha da büyük olduğunu ve yakın zamanda 10 milyonun geçebileceğini öne sürmüş.  Bu durum hem toplumsal hem de kültürel olarak zihinsel ve eylemsel olarak akışta hizalanmayı becerememenin üst örneklerinden birisi. Toplumda yaşayanların yaklaşık yüzde 10’unun sosyal münzevi olarak hayatlarına devam ettiklerini düşünebilmek dahi zor. Üstelik Japonya gibi birçok konuda gelişmiş bir ülkeden bahsediyorken.

Hikikomori’nin Japonya’da günden güne gelişmesinin temel nedenleri arasında fazla rekabetçi şartlar, zorlu eğitim sistemi, geleneksel Japon aile yapısı, uzun çalışma saatleri, sınırlı kariyer imkanı gibi sebepler en başlıcaları. İnsanlık tarihi boyunca hem biyolojik hem de kültürel onlara onlarca kuşak gelip geçti fakat hiçbir kuşak böylesine çok fonksiyonluluğun gerektirdiği sosyal ve psikolojik baskı ortamlarına şahit olmadı. Bugün, herhangi bir cihazın dahi tek fonksiyonlu olması, onun kullanılmaması için yeterli bir neden. Her şeyde çok fonksiyonluluğa odaklanma dönemi çoktan başladı.  The Guardian’da yayınlanan bir içeriğe göre, AI chatbot’larını yoğun kullanan kişilerde, yalnızlık ve duygusal bağımlılık artıyor, gerçek sosyal etkileşim azalıyor. Bunlar hayatımıza ve insanlığa dair bugün önemsiz gördüğümüz fakat gelecekte birçok neslin etkileneceği önemli bulgular.

Hikikomori kavramının geçmişi eski olsa dahi teknolojinin yarattığı bireysel ve sosyal etkilerden dolayı son yıllarda etki alanı genişliyor. Her ne kadar hastalık gibi tanımlanıyor olsa da aslında “hikikomori” uzmanlara göre bir durumu ifade etmekte. Yaşanan değişimlerin ortaya çıkardığı ekonomik, demografik, kültürel veya psikografik etkiler ve bu etkiler noktasında yaşanan uyumsuzlukların bir sonucu. Japonya’daki kadar radikal olmaması karşın benzer tutum ve davranışlara sahip insan sayısı günden güne artıyor. Sosyal normlar ile piyasa normlarının sert şekilde çatışmaya başladığı ortamda uyumlanmayı beceremeyen kişiler, değersizlik hissiyatının yanında stres ve kaygı bozuklukları gibi sorunlarla daha fazla karşılaşma riskine de sahip. 

Yapay zekâ ile birlikte ise Hikikomori’nin artabilme olasılığı da bir o kadar yüksek. Üstelik bu durum yavaş yavaş Japonya dışına da taşlama başlamış durumda. Bunun en temel destekleyicileri arasında sosyal ihtiyacın yapay zekâ gibi araçlar tarafından bir şekilde simüle edilebiliyor olması. Bu iletişim sürecinde insan ilişkilerindeki zorlu katmanlar yerine daha sürtünmesiz yani doğrudan sizi dinleyen, cevap veren, istediğiniz zaman etkileşime girebildiğiniz bir aşama söz konusu. Bu tarz etkiler insanın algoritmalar ile olan yolculuğunu geliştirirken, kendisi ile olan serüvenine negatif etki edebilecek detaylar.

Şu an hibrit insan modelinden bahsedebilmek olanaklı gibi fakat gelecekte daha fazla dijital kapsül hikikomorilere rastlayabilmek de bir o kadar olası. Gelişiyoruz fakat geliştiğimizi düşündüğümüz birçok şey, varlığımıza ve benliğimize ait en temel unsurları da sorgulatıyor. Japonya’da olduğum sürede analiz edebildiğim kadar bu detaylarıyla birçok şeyi gözlemlemeye çalıştım. Toplum gerçekten dijital bir yalnızlığın içerisine gömülmeye doğru emin adımlarla ilerliyor. İnsanların sosyal alanlarda, metrolarda, otobüslerde veya kafelerde birbirleri ile bu kadar az iletişimde olmaları normal gelmediğini paylaşmak isterim. Fiziksel olarak yan yana, ama zihinsel olarak tamamen ayrı dünyalarda.

Dijital ortam farkına çok fazla varılmasa dahi günden güne daha fazla hikikomori davranışının “yapısal bir parçası” haline geliyor ve insanları bu yöne doğru çekiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir