Burası Türkiye’nin ilk mimarlık ve mobilya müzesi Merik Konağı diğer adıyla Altın Köşk. Ankara’nın dikkat çekici ve en sıra dışı yapılarından biri. Güneşte parlayan ahşap cephesi nedeniyle Altın Köşk olarak da anılıyor. Dış kaplaması Sekoya ağacından yapılmış bu ağaçlar o dönem Amerika’dan gemilerle getirilmiş. Yapının mimari detaylarını hazırlamak için özel atölyelerde yaklaşık yedi yıl sürmüş.
1996 yılında yapılan konağın mimari tasarımında Dolmabahçe, Çırağan ve Beylerbeyi sarayları başta olmak üzere otuz farklı tarihi yapıdan ve yaklaşık 1.000 mimari motiften izler var. İçeriye girdiğinizde ise bambaşka bir atmosferle karşılaşıyorsunuz. Görkemli salonlar, altın varaklı süslemeler ve ince işçilikle hazırlanmış mobilyalar gerçekten çok etkileyici. Üstelik bu atmosferin içerisinde görkemli salonun tam ortasında oturabildiğiniz bir tane de kafe var. Etkileyici bir mimarinin ortasında oturup bir şeyler içebiliyorsunuz.
Konağın giriş avlusundan merdivenlerine, tavan süslemelerinden duvarlarındaki motiflere kadar hemen her köşesinde büyük bir özen ve ince işçilik göze çarpıyor. Yapının her detayı, mimari bütünlüğü koruyacak şekilde düşünülmüş. İçeriyi gezerken kendinizi zaman zaman bir müzeden çok, geçmişin ihtişamını günümüze taşıyan bir sarayın içerisinde hissediyorsunuz. Üst kata çıktığınızda ise ziyarete kapalı bazı odalarla karşılaşacaksınız. Bu odalar, Merik ailesinin özel yaşam alanları olarak korunuyor ve aile üyeleri konağa geldiklerinde konaklamak amacıyla kullanmaya devam ediyor. Dolayısıyla Altın Köşk’ü diğer müzelerden ayıran ilginç özelliklerden biri de bu. Burası yalnızca ziyaretçilere kapılarını açan bir müze değil, aynı zamanda Merik ailesinin zaman zaman yaşamaya devam ettiği özel bir konut. Bu yönüyle tarihî eserlerin sergilendiği bir mekân olmanın ötesinde, geçmişle bugünün aynı çatı altında buluştuğu oldukça farklı bir deneyim sunuyor.

Konağı yaptıran kişi Sivaslı iş insanı Ali Rıza Bozkurt. Bugünlere kendi çabalarıyla gelen Bozkurt, servetinin bir bölümünü bu tarz kültürel mirasın korunması konularına ayırmış. Özellikle geçmişte yurt dışına çıkarılmış Osmanlı saray eşyalarını, “Kültür, kendi toprağında olmalı” anlayışıyla uluslararası müzayedelerden satın alarak yeniden Türkiye’ye kazandırmış. Böylece yalnızca değerli bir koleksiyon oluşturmakla kalmamış, aynı zamanda tarihî ve kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılmasına da katkıda bulunmuş.
Altın Köşk (Merik Konağı) içerisinde İçeride II. Abdülhamid’in el oyması eserleri, oturma grupları, Sultan Abdülaziz’in tahtları, Sultan Vahdettin’in misafir takımları, 17–19. yüzyıl Osmanlı saray eşyalarını görebilirsiniz. Buradaki yapının birçok yerinde geleneksel çini sanatına ait lalelerden karanfillere, geometrik desenlerden bitkisel motiflere kadar pek çok figür kullanılıyor. Bu desenler yalnızca estetik değil, aynı zamanda kültürel ve sembolik anlama da sahip. Birçok yerde tekrarlanan yıldızlar, çokgenler ve iç içe geçen şekiller, İslam sanatında düzen, uyum ve sonsuzluk düşüncesiyle ilişkilendiriliyor.

Konağın ismi ise Ali Rıza Bey’in annesinin lakabı olan Merik’ten geliyor. Annesinin hatırasını yaşatmak isteyen Bozkurt, bu görkemli yapıya onun adını vererek aile bağlarını da ölümsüzleştirmiş.
Burayı gezerken en çok dikkatimi çeken şeylerden bir diğeri ise salonun ortasında duran yemek masası. Bu masanın ayakları bulunmuyor. Masanın çevresinde dört tane kadın var. Bunlar Ali Rıza Bey’in annesi, eşi ve kızları. Masayı bu kadınlar ayakta tutuyor. Tasarımın arkasında ise şu mesaj var: “Aileyi ayakta tutan kadınlardır.”
Altın Köşk, yalnızca gösterişli bir yapı değil aile bağlarının ve kültürel mirasının bir araya geldiği, Ankara’da keşfedilmeyi bekleyen gerçekten özel bir yer. Burası Pazartesi günleri kapalı. Salı günü 13:30 – 16:30, Çarşamba ve Pazar günleri 10:30 – 16:30 arasında açık. Müze kart ise burada geçerli değil.


Bir yanıt yazın