Fridheimar: Burası Domatesin Disneyland’ı

İzlanda Kuzey Atlantik Okyanusu ile Kuzey Kutup Denizi (Arktik Okyanusu) arasında yer alan bir ada ülkesi. Bu özelliği nedeniyle de taze sebze ve meyve büyük oranda deniz veya hava yolu ithalatına bağımlı. Ülkede gezerken fast food zinciri dışında bir yer bulmak da bir o kadar zor. Tüm zorluklara rağmen İzlanda’da öyle bir yer var ki, son yıllarda vizyonundan en çok etkilendiğim projelerden biri oldu. Gerçekten ilham kaynağı olabilecek türden bir yer.

Bu yüzden İzlanda seyahatim sırasında en çok merak ettiğim duraklardan biri Fridheimar’dı. Zorlu iklim koşullarının ortasında ortaya koydukları vizyon, üretim anlayışı ve yarattıkları deneyim çok başka bir şey. Açık ara son yıllarda gördüğüm en etkileyici projelerden biri. Ben de Fridheimar’da yaşadığım bu deneyimi, tüm detaylarıyla paylaşmak istedim.

İlk baştan buranın isminden başlayalım. Fridheimar, İzlandaca iki kök kelimenin bir araya gelmesiyle oluşan bir kelime. Fridur kelimesi barış veya huzur demek. Heimar ise dünyalar, yurtlar veya yuvalar anlamına gelmekte. Bu isim tesise sonradan verilmiş rastgele bir ticari marka değil; arazinin tarihsel çiftlik adı. Kurucu çiftte İzlanda’nın sert ve vahşi doğasına tezat oluşturan bu yeşil, bereketli ve sakin atmosferi yansıttığı için geleneksel çiftlik adını korumayı tercih etmiş.

Bir diğer önemli detay ise Fridheimar’ın lokasyonu absürt bir yerde değil. İzlanda’nın meşhur Golden Circle yani Altın Çember (Thingvellir Ulusal Parkı, Geysir ve Gullfoss Şelalesi’ni kapsayan alan) turistik rotasının en popüler mola noktalarından biri tanesi. Sadece çok kalabalık olduğu için gelmeden randevu almanız bazen iyi olabilir.

Burası 1995 yılında Rafn Armann ve Helena Hermundardottir tarafından kurulan bir domates çiftliği. İçerisinde sera, restoran, at yetiştirme alanları gibi yerler var. İzlanda domates ihtiyacının yüzde 39’u buradan karşılanıyor. İç alanda yaklaşık 25 bin domates bitkisi var ve onların tozlaşması için 1.200 kadar da yaban arısı (bombus arısı) alan içerisinde serbest dolaşımda. Domates yetiştiriciliğinde topraksız tarım yöntemi uygulanıyor. Kurulu alan 11.000 m2 yani yaklaşık bir buçuk futbol sahası büyüklüğünde. Sulama için ise yalnızca İzlanda’nın doğal ve saf kaynak suyundan faydalanılıyor. Domates yetiştiriciliğinde kimyasal tarım ilacı yerine, zararlı böcekleri yiyen faydalı böcek türlerinden yararlanılıyor.

Dünyadaki seraların büyük kısmı doğalgaz veya kömürle ısıtılırken, Fridheimar sıfır karbon ayak iziyle çalışan bir yer. Restoran bölümü doğrudan domates fidanlarının ve asmalarının arasına kurulu. Yetiştirme sırasında şekli bozuk olan, çatlamış veya satılamayacak durumdaki domateslerin hiçbiri çöpe atılmıyor ve bu domatesler çorba bazına, domates soslarına, ketçaplara ve fırınlanan domatesli ekmeklere dönüştürmek için kullanılıyor.

Sera içerisindeki restoran menüsündeki her şey domates bazlı. Efsane bir domates çorbası içebilir (sınırsız), domatesli kurabiye, reçel, dondurma ve cheesecake deneyebilirsiniz. Domatesli bira bile yapmışlar. Masadaki tuzlar dahi domates bazlı! Her masada canlı bir saksı fesleğen var ve bunu yemeklerinizde kullanabiliyorsunuz. Seradaki domates fidanları toprağa değil, özel volkanik kaya yünü karışımlarına ekiliyor ve yukarı doğru iple sarılarak büyütülüyormuş. Ortalama fidelerin boyu ise 10-15 metre arasında değişiyor.

İçeride üç bölüm var ve her bölümün çalışma saatleri farklı. Hafta içi veya hafta sonu fark etmeden aynı saat düzeninde çalışma var ve detaylar şöyle: Restoran: 11:30 – 16:00, şarap barı: 12:00 – 22:00 ve domates dükkanı ise 09:00 – 17:00 saatleri arasında açık. Rezervasyon olmadan gelirseniz de yer bulma ihtimaliniz var.

İçeride bir de market var. Yeşil domates reçeli, domates sosları, domates çorbası, taze toplanmış domatesler, domates reçeli, domates tuzu, domatesli çikolatalar, domates birası veya ketçap gibi ürünleri de satın alabiliyorsunuz.

İzlanda, kutup dairesinin hemen altında, kışın sıcaklıkların sıfırın altına düştüğü, fırtınaların eksik olmadığı ve kış aylarında günde yalnızca 3-4 saat cılız gün ışığı alan bir ada ülkesi. Burada bu işi yapabilmek bundan dolayı hiç kolay değil. Burayı keşfederken hem etkilendim hem de ülkemizde neden bu şekilde konsept restoranlar, mekanlar yok diye sorguladım. Sanırım bazı şeylerin yapılabilmesi için bazı zorluklar gerektiği tezi doğru. Bitki örtüsü ve doğa anlamında bu kadar zayıf topraklarda, böylesine lezzetli ve sıra dışı bir iş yapabilmek gerçekten büyük bir başarı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir